Domuz Gribi Belirtileri

Domuz gribi, A(H1N1) tipi virüs nedeniyle meydana gelen ve insanlarda görülen bir hastalıktır. Hastalığın domuz gribi olarak adlandırılmasının sebebi, domuzlarda görülen grip virüsüne çok benzeyen bir virüs nedeniyle ortaya çıkmasından kaynaklanmaktadır. Bu yeni virüs, domuz, insan ve kuşlarda görülen virüslerin karışımı, mutasyonu sonucunda meydana gelen bir virüs olarak kabul edilmektedir.

Domuz Gribinin Tarihçesi

Grip virüsünün bu yeni şekli, Nisan 2009 tarihinde yayılmaya, salgın hale gelmeye başlayan hastalık sonrasında dikkat çekmiştir. Mart 2009 tarihinde başladığı düşünülen salgın, 29 Nisan 2009 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından belirlenen yaygın hastalık kriterlerinin 5.fazına yerleştirilmiştir. Bu virüsün yol açtığı hastalık nedeniyle gerçekleşen ilk ölüm, 25 Ekim 2009 tarihinde gerçekleşmiştir. Kimliği verilmeyen 29 yaşında bir gencin ölümüyle başlayan ölümlerin sayısı 2 aydan daha kısa bir süre içinde (14 Aralık 2009 tarihine kadar) 415 kişiye ulaşmıştır. Hayatını kaybeden kişilerin 27 tanesinin hamile olduğu, 121 tanesinin 50 yaşının altında olan ve daha önce sağlıklı olduğu bildirilen kişilerden oluştuğu belirtilmiştir.

2009 yılında Meksika’da başlayan ve önce Kuzey Amerika’ya, sonra tüm dünyaya yayılan domuz gribi salgını, iki ay içinde 415, toplamda 8238 kişinin (dünya çapında) ölümüne neden olmuştu.

Ülkemizdeki ilk domuz gribi vakası, 16 Mayıs 2009 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nden İstanbul’a gelen bir yolcuda tespit edilmiştir. Mayıs ayının sonunda ve Haziran ayının başında İstanbul, İzmir ve Ankara’da görülen 3 vaka, Türkiye’de yaşanabilecek bir domuz gribi salgını konusunda endişeler yaratmıştır.

1918 yılında meydana gelen ve ‘İspanyol Gribi’ ismiyle anılan salgın, iki yıllık süre içinde 500 milyon kişiyi etkileyerek 50-100 milyon arasında olduğu tahmin edilen ölüme yol açmıştı. H1N1 virüsünün atası olarak kabul edilen bu virüs, zaman içinde değişime uğrayarak 2009 yılındaki salgına yol açmıştı. 1976 ve 1988 yılında nispeten küçük salgınlara ve birkaç tane ölüme yol açan virüs, 2009 yılındaki salgında 191 ülkedeki 800 bin kişiyi etkileyen bir virüs olmuştu. Meksika’dan başlayan salgın, dünya çapında 8238 kişinin H1N1 virüsü nedeniyle ölmesine sebep olmuştu.

Domuz Gribinin Bulaşma Şekli, Risk Grupları ve Korunma Yolları

Domuz gribi virüsü bulaşıcıdır ve insandan insana geçen bir virüstür. Domuzlar arasında çok yaygın bir şekilde görülen gribin, domuzların etrafında çalışan ve özellikle domuzlarla temasa giren kişileri risk altında bıraktığı belirtilmektedir. Çiftlik çalışanları kadar olmasa da, veterinerlerin ve et işleme tesislerinde çalışan kişilerin de belli oranda risk altında bulundukları düşünülmektedir. Risk altında bulunan bu kişilerin izlenmesinin ve virüsün değişime uğrayan yeni nesillerinin tespit edilmesinin önemli olduğu belirtilmektedir. Bu insanların mutlaka aşı olmaları gerekir.

Domuz gribi virüsü, insandan insana solunum yoluyla bulaşan bir virüstür. Yüksek risk taşıyan ve kalabalık ortamlarda bulunan kişilerin uygun önlemleri almaları gerekir.

İnsandan insana bulaşma şekli solunum (hava) olan domuz gribi, öksürük ya da hapşırma yoluyla bulaşabilmektedir. Domuz gribi virüsünün bulunduğu bir yere dokunulması ve bundan sonra ellerin ağza ya da buruna götürülmesi de virüsün bulaşmasına neden olabilmektedir. Kısacası mevsimsel griplerle aynı şekilde bulaştığı düşünülen bir virüstür. Havuz suları ya da içme, kullanma yoluyla bulaştığını kanıtlayan bir veri yoktur.

Korunma Yolları

Virüsün bulaştığı yüzeylerde ne kadar süreyle canlı kalabileceği, yüzeyin niteliği-ısı-nem oranı gibi birçok faktöre bağlıdır. Ama bardak, kapı kolu, masa gibi yüzeylere bulaşan virüsün 2-8 saat arasında canlı kalabileceği, başka insanlara bulaşabileceği belirtilmiştir.

Virüsten korunmak isteyenlerin özellikle kalabalık ortamlarda bulunduktan sonra ve sık sık ellerini sabun-su veya alkol içerikli kimyasallar ile yıkamaları önerilmektedir. Ellerini yıkayamadıklarında ağızlarına, burunlarına ve gözlerine dokunmamaları tavsiye edilir. Öksürmek ya da hapşırmak gerektiğinde ağzın bir bezle ya da kâğıtla kapatılması, kullanılan kâğıdın ya da bezin çöpe atılması tavsiye edilmektedir.

Ellerin sabun ve suyla sık sık yıkanması, hastaların eşyalarının deterjanla-sabun ve suyla yıkanması, domuz gribi hastalığının bulaşma riskini minimuma indiren önlemlerdir.

Hastaların kullandığı eşyaların yıkanmadan önce başkaları tarafından kullanılmaması gerekir. Bu eşyaların elle temas edilmeden taşınması, su-sabun kullanılarak ya da deterjan kullanılarak (kap-kacak gibi eşyalar) yıkanmaları uygun olur. Bu eşyaların başka kişiler tarafından kullanılan eşyalardan ayrı tutulması, ayrı olarak yıkanması gerekmez. Ama yıkanmadan önce kullanılmamaları ve yıkama işlemini gerçekleştiren kişinin bu işten sonra ellerini yıkaması önerilir.

Domuz gribi, Dünya Sağlık Federasyonu tarafından onaylanan aşıyı yaptıran kişilerin de korunabilecekleri bir hastalık olarak kabul edilmektedir.

Risk Grupları

Hastalık nedeniyle hastaneye yatma ve ölümle karşılaşma riski yüksek olan kişiler, özellikle 2 yaş altında olan, genelde 5 yaş altında bulunan çocuklar, REYE sendromu nedeniyle 19 yaş altı aspirin tedavisi alan kişiler, her yaş grubunda kronik hastalığı olan kişiler (astım, kalp hastalıkları, diyabet, KOAH, bağışıklık sistemini baskılayan hastalıklar), en yüksek riski taşıyan kişiler olarak belirlenen hamile kadınlardır.

Domuz gribine yakalanma riski yüksek olan kişiler arasında hamileler, küçük çocuklar ve kronik hastalığı bulunan kişiler yer almaktadır.

Hastalık nedeniyle gerçekleşen ölüm vakalarının %30’unda, hastalarda altta yatan başka bir hastalık bulunduğu tespit edilmiştir. Hamilelerin, 6 aydan daha büyük bebeklerin, çocukların ve bakıcılarının, genç erişkinlerin ve kronik hastalığı olan kişilerin aşı yaptırmaları önerilmektedir.

Domuz Gribi Belirtileri

Domuz gribi belirtileri, grip ve benzeri hastalıklarda görülen belirtilerle aynıdır. Yani ateş, öksürük, vücut ağrısı, baş ağrısı, boğaz ağrısı, üşüme hissi ve yorgunluk, kusma ve ishal gibi belirtiler görülebilir. Erişkinlerde ve özellikle çocuklarda acil müdahale gerektiğini gösteren belirtiler ise şunlardır:

Grip ve benzeri hastalıklarda görülen belirtilerin yanı sıra hızlı ve zor nefes alma, bilinç bulanıklığı, vücutta solma veya morarma olması gibi belirtiler domuz gribinin önemli belirtileri olarak gösterilebilirler.
  • Hızlı veya zor nefes alma durumu,
  • Bilinç bulanıklığı olması,
  • Vücutta solgunluk ya da morarma görülmesi,
  • Beslenememe sorunuyla karşılaşılması,
  • Uyarılara cevapta azalma görülmesi, hastanın uykuya meyilli olması,
  • Sık ve uzun süre devam eden kusma durumu,
  • Huzursuzluk,
  • Ateşle beraber ortaya çıkan döküntüler.

Domuz Gribi Tanısı

Hafif vakalar hakkında net bir veri bulunmayan domuz gribi nedeniyle hastaneye başvuran her 25 kişiden 1’i hastaneye yatmakta, bunların 4’te 1’i yoğun bakıma girmekte, yoğun bakıma giren kişilerin 3’te 1’i ölmektedir.

Domuz gribi tanısı, özelleşmiş laboratuvarlarda yapılan PCR yöntemi ile konulmaktadır.

Yani domuz gribi nedeniyle hastaneye başvuran kişilerdeki mortalite (ölüm) oranı, yaklaşık % 0,3’tür. Hastalığın tanısı bu konuda uzmanlaşmış laboratuvarlarda yapılan PCR yöntemi ile konulmaktadır. Bu test boğazdan veya burundan alınan sürüntü örneği üzerinde çalışılan bir testtir.

Domuz Gribi Tedavisi

Domuz gribi tedavisinde kullanılan ilaçlar mevcuttur ama bu ilaçların sadece doktor tarafından önerildiğinde kullanılması gerekir.

ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC), domuz gribi tedavisi olarak profilaksi (önleyici tedavi, hastalığı ortaya çıkmadan önce engelleme) önermektedir. Aile içinde ve yakın temas durumlarında önerilen profilaksi, kişinin hastalarla yakın temas durumunda olması, risk gruplarında bulunması, hastalığın başlangıcından itibaren 48 saat içinde verilmesi ve 10 gün boyunca alınması gereken bir yöntemdir. Bu koşullar sağlanmıyorsa profilaksi verilmemelidir.

Domuz gribi tedavisi, önleyici tedavi (profilaksi) uygulamalarının öne çıktığı tedavi yöntemlerine öncelik tanır.

Tedaviye ideal olarak ilk 24 saat içinde, en geç 48 saat içinde başlanılması önerilmektedir. Hamile kadınlar ve küçük çocuklar gibi hastalarda tedaviye hemen başlanması tavsiye edilir. Risk grubunda olmayan veya hastalığı hafif seyreden kişilere ilaç vermek gerekmez.

Hastalıktan korunmanın önemli bir yolu da, daha önce de belirtildiği gibi dünyadaki önemli sağlık örgütlerinin onayladıkları aşıyı yaptırmaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir